Enerjiniz Yok Olmadı, Sadece Yanlış Yere Kaçıyor
- Meryem Alay
- 3 gün önce
- 6 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 2 gün önce
Bütün gün çok bir şey yapmadan yoruluyorsanız, sisteminizde bir kaçak vardır.

Akşam olunca kendinizi koltuğa zar zor mu atıyorsunuz? Bütün gün çok bir şey yapmamış olsanız da sanki taş taşımış gibi yorgun mu hissediyorsunuz? Her sabah yataktan kendinizi kazıyarak mı kalkıyorsunuz? Her gün bu döngünün içinde kendinizi buluyorsanız, enerjinizin kontrolünü kaybetmiş olabilirsiniz.
Madde dünyasında yaşıyoruz ve canlı cansız her şeyin bir enerjisi vardır. İnsanoğlunun enerjisi her ne kadar değişken olsa da herkesin ortalama bir enerji seviyesi vardır. Gün içinde sağa sola düşünmeden harcadığınız enerji daha akşam olmadan bitince günün büyük bir kısmında ruh gibi dolanıyorsunuz. Böyle olunca da kendiniz için bir şeyler yapmaktan bahsedemiyorsunuz.
Burada enerjinin bitmesi kısmını bir parça açmak istiyorum. Fizikteki enerji korunumu kanununa göre, hiçbir enerji yok olmaz ama başka yerlere akar. Asıl mevzu da zaten bu sizin enerjiniz de yok olmuyor ama kontrolünüzün dışında başka yerlere gidiyor. Akşam olunca da size enerjinizden bir şey kalmıyor.
Sistemi anlamak: Enerji bir bütçe gibi
Bunu bir banka hesabı gibi düşünün. Her sabah hesabınız yenileniyor, bir ay beklemenize gerek yok. Ama gün içinde nereye harcadığınıza dikkat etmezseniz akşama bir şey kalmıyor. Şimdi gelelim asıl soruya: bu enerji nereye kaçıyor?
Enerji Kaçaklarını tespit et
1. Her Şey Bedenden Başlar
Kronik enerji yoksunluğunda ilk mercek altına alınması gereken yer bedenimiz. Bedenimize ihtiyacı olanları vermezsek o da bize yeterli enerjiyi vermiyor. Bedenden kaynaklı 4 farklı kaçak olabilir: uyku, beslenme, genel sağlık durumu, hareket. Bunlara yakından bakalım.
Uyku:
Her ne kadar her sabah varsayılan enerjinizle güne başlıyorsunuz desek de o varsayılan enerjiye erişmek için gece kaliteli ve sağlıklı bir uyku lazım. Bu konudaki farkındalığımı artırdıkça gün içindeki enerjim buna paralel olarak arttı.
İşe kendime bir yatış kalkış saati belirlemekle başladım. Sonra uyku kalitesini ölçen bir saat aldım. Akşam yemeği saatimi öne çektikçe uyku kalitesinin arttığını gözlemledim. Akşam uykuya hızlı geçebilmek için uyku rutinleri geliştirdim. Telefon ekranını bir saatten sonra kullanmayı bıraktım. Her yaptığım iyileştirmede uyku kalitem arttı ve gün içindeki enerjim de arttı.
Beslenme:
Yemek yememizdeki temel gaye zaten enerji elde etmektir. Ama kaçımız bu konuda yeterince bilgi sahibiyiz? Gün içinde yediğimiz veya yiyemediğimiz her şey bizim enerji seviyemizi doğrudan etkiliyor.
Dikkat edilmesi gereken nokta: beslenme her zaman gündemde olan bir alan, bu yüzden bilgi kirliliği de çok fazla.
Benim beslenmedeki farkındalığım bedenimde olan kronik hastalıklarımdan sonra oluştu. Uzun yıllar bağırsak sorunlarıyla boğuşunca bu konuya ömür boyu hassas davranmam gerektiğini anladım. Kendime uygun besinleri ve uygun yeme düzenini buldum. Beslenme derya deniz bir alan olduğu için sürekli yeni şeyler öğreniyorum. Enerjinizi geri kazanmak istiyorsanız önce midenize nelerin girdiğine bakın, bu sorunun cevabı düşündüğünüzden çok daha fazlasını değiştirebilir.
Sağlık durumu:
Bildiğiniz büyük bir sağlık sorununuz olmayabilir. Ama farkında olmadığınız bir vitamin veya mineral düşüklüğü sizi yatak döşek yatıracak kadar enerjisiz bırakabilir. Bu yüzden kan tahlili yaptırmakla işe başlanması akıllıca olur. Demir, D vitamini ya da herhangi bir değerin düşük olması tahmininizden çok daha olumsuz etki bırakabilir. Küçük bir vitamin veya besin takviyesi aradığınız enerjiyi size verebilir. Uzun süredir kan değerlerinize baktırmıyorsanız, bu konuyu yapılacaklar listenizin en başına almayı unutmayın.
Hareket:
Bedenlerimiz hareket için tasarlanmış, oturmak için değil. Ama günümüz koşullarında neredeyse her işimizi oturarak hallediyoruz. Doğamıza aykırı bu durumun bedelini de enerjimizle ödüyoruz.
Hareketin enerjiye olan ilişkisi bambaşka bir yazı konusu ama çok az değinmeden geçemeyeceğim. Çoğumuz egzersizin enerji tükettiğini düşünür, oysa tam tersi. Düzenli hareket eden bir beden zamanla çok daha verimli enerji üretir. Spora gidip gelince hissedilen o tarifi olmayan enerji patlamasını en az bir kez yaşamışsınızdır. İşte o his, bedenin size verdiği cevap. Ne yapıp edip hareketi hayatımıza katalım.
2. Düşünceler de Enerji Harcar
En az bedendeki kaçaklar kadar önemli bir mevzu da zihnimiz. Bazen zihnimizi çok hor kullanıyoruz. Bitmek tükenmek bilmeyen düşünceler boşa harcanan enerjiyle belki de ikinci bir hayat yaşanırdı.
Hiçbir sonuca varamayacağımızı bilsek de zihnimizde aynı konuyu tekrar tekrar döndürüyoruz. Mesela yaşanmış bir olayı bütün ayrıntılarıyla tekrar yaşıyoruz. Sonrasında gelen keşke nöbetleri de bu işi içinden çıkılmaz bir noktaya götürüyor. Keşke o sırada şöyle deseydim, keşke şunu söylemeseydim. Bu keşkeler ne kadar uzarsa enerjimizi de o kadar kaybediyoruz.
Bunu hayatımızın birçok alanında yaşıyoruz. İş hayatında, özel yaşantımızda sürekli içinden çıkılamayan düşünce balonlarında yaşıyoruz. Buradaki enerji maliyetini kimse önemsemiyor ama zihin yorgunluğunun beden yorgunluğundan çok daha fazla enerji harcattığını iddia edebilirim.
Bu döngüleri durdurmak kolay değil ama ilk adım onları fark etmekten geçer. Böyle bir döngünün içinde kendinizi bulursanız, şu soruyu sorun: Bu düşünceler beni bir yere ulaştırıyor mu, yoksa boşuna mı dönüyor? Bu soruyu sormaya başlamak bile mevcut enerji israfını durdurur.
3. Konuşmak Her Zaman İyi Gelmez
Hiç kendinizi manasız konuşmaların içinde buldunuz mu? Annenizle, en yakın arkadaşınızla, iş yerindekilerle, yöneticinizle, komşunuzla… konuşurken bir bakmışsınız dakikalar harcamışsınız. Ne konuştuğunuzdan bir şey anladınız, ne de zamanın nasıl geçtiğinden. Nereden ve nasıl geldik bu konulara diye zihninizi kurcalarken bir anda yorulduğunuzu fark edersiniz. Kimseye katkısı olmayan boş diyaloglardan bahsediyorum.
Pek tabii bu da enerjinizi sömürüyor. İnsanlar bu tür konuşmaları deşarj sanıyor, oysa gerçek tam tersi. Sonuçsuz tartışmalar, dedikodu, kimseye faydası olmayan laflar… Bunlar sadece zaman kaybı değil, aynı zamanda ciddi bir enerji israfıdır.
Size faydası olmayan ya da tansiyonunuzu artıran diyaloglara mümkün olduğunca girmeyin. Kendinizi böyle bir konuşmanın içinde bulursanız, nazikçe çıkın. Ya da bırakın nazik olamayı hemen oradan kaçın.
4. Elinizin Altındaki Enerji Hırsızı
Günümüzün en büyük problemlerinden biri dijital çöplüğe maruz kalmamız. Dijital ortam muazzam imkânlar sunsa da arka planda bizden götürdükleri, getirdiklerine denk geliyor.
Her gün her dakika elimizin altındaki telefonlar yüzünden dijital saldırıya maruz kalıyoruz. Sonsuz kaydırma döngüleri, sonu gelmeyen bildirimler, anlamsız içerik tüketimi… Zihinlerimiz hep yorgun, enerjimiz ise hep düşük. Bu kontrolsüzlüğün bedelini enerjimizle ödüyoruz.
Hiç hareket etmeden, konuşmadan, ekstra bir çaba sarf etmeden enerjimizi sinsice sömüren bu düzene hayır demeliyiz. Enerjinizi geri almak istiyorsanız işe telefon kullanımını azaltarak başlayın.
5. Dağınık Masa, Dağınık Zihin
Çok sinsi bir enerji emiciden daha bahsetmek istiyorum sizlere. Çalışma ortamınız, masanız, eviniz ne kadar dağınıksa size o kadar zihinsel bir yorgunluk getiriyor.
Bunun böyle olduğuna defalarca şahit olmuşumdur. Ne zaman evde düzenim yerinde olsa resmen çalışma performansım ve odağım daha iyi bir noktada oluyor. Asıl sorun şu ki dağınık ortamdayken sorunun bundan kaynaklı olduğunu anlayamıyordum. Dolayısıyla sorunu hep başka yerde arıyorsunuz. Aslında çok etkisiz gibi görünen ama arka tarafta zihni meşgul ederek, enerjimizi sömüren bir durumdan bahsediyorum.
Dağınıklığı savunan arkadaşlar için baştan söyleyeyim bunu sadece ben söylemiyorum, bilim de aynı fikirde. Princeton Neuroscience Institute’tan psikoloji profesörü Sabine Kastner 20 yıllık araştırmasında şunu bulmuş: görsel dağınıklık beynin dikkat etme kapasitesiyle rekabet ediyor ve zamanla bilişsel fonksiyonları yoruyor.
Beyin gördüğü her nesneyi tarayıp anlamlandırmaya çalışıyor, yani ne kadar eşya varsa o kadar iş yükü oluşturuyoruz.
Araştırma detayında buradan ulaşabilirsiniz.
O yüzden bir şeylere başlamakta zorlanıyorsanız, işe ortamınızı toparlamakla başlayın. Odanıza, çalıştığınız ortamınıza şöyle bir bakın, gereksiz eşyalar fark etmeden zihin yorgunluğuna sebep oluyor.
6. Ertelemenin Sessiz Bedeli
Uzun zamandır yapmanız gereken bir sürü iş yığını var. Siz yapılacakları erteledikçe sanki iş yükünüz de katlanarak artıyor. Günler günleri kovalıyor ve her geçen gün biraz daha enerjiniz kayboluyor. Harekete geçmediğiniz için görünürde bir enerji de harcamadan nasıl oluyor da bu kadar enerjiniz kalmıyor? Çünkü bazen de hiç başlayamadığımız işler yüzünden kolumuzu kaldıracak halimiz kalmaz.
Bu döngüyü en az bir kere yaşamışsınızdır. Erteleme döngüsü öyle bir beladır ki bir kere döngüye elinizi kaptırırsanız kolunuzu kurtarmak göründüğü kadar kolay değildir. Zihniniz bu kısır döngünün içerisinde adeta tutsak kalmıştır.
Sorunun küçük olduğunu söyleyemem ama çözüm konusunda oldukça iddialıyım.
Ertelenen ne kadar çok işiniz olursa olsun, büyük küçük demeden bütün işleri bir yere yazın. Bu liste içerisinden, hemen şimdi hangisini yapabilirsiniz? En basitinden başlayın. O işi bitirmek zorunda değilsiniz sadece başlayın. Kendinize başlamadan önce şu sözü verin, ‘canım sıkılınca bırakacağım’… Birkaç işi tamamlayınca gerisinin kendiliğinden geleceğini göreceksiniz.
Önce sızıntıyı durdur
Enerji kovanızda bu kaçaklar olduğu sürece günlük enerjinizi kontrol etmek kolay olmayacaktır. Yukarıda bahsettiğim enerji dağıtıcılardan birkaçı sizde varsa, enerjiniz akşama kalmadan bitebilir. Dahası daha kronik problemler varsa, uyku düzensizliği, vitamin eksikliği gibi, güne zaten daha düşük enerjiyle başlıyorsunuz demektir.
Kaçakları kapatmadan enerji doldurmaya çalışmak, delik kovaya su doldurmak gibidir. Ne kadar doldurursanız doldurun, sonuç değişmez. Asıl iş delikleri bulmak ve tek tek kapatmak. Diyelim ki şu an enerjiniz öğlene kadar yetiyor. Bir kaçağı kapattınız, enerjiniz öğleden sonraya uzadı. İkinci kaçağı kapattınız, akşamı buldunuz. Üçüncüde artık akşam eve gelince elinizden bir şeyler geliyor. Delikler kapandıkça kova dolmaya başlıyor.
Hepsini aynı anda kapatmaya çalışmayın, bunaltıcı olur. Haftada bir kaçağa odaklanın. Küçük ama kararlı adımlar. Zamanla bu kaçaklar o kadar iyi kapanır ki bir noktada üretkenliğinizin arttığını, kendinize zaman kaldığını görürsünüz. Bugün hayal bile edemediğiniz bir enerji seviyesine ulaşmak mümkün.
Enerji kovanı doldur
Sızıntıları kapattıkça fark edeceksiniz, artık elinizde biraz enerji var. Peki şimdi ne yapacaksınız bu enerjiyle?
Kaçakları kapatmak savunma oyunuydu. Şimdi sıra hücuma geldi.
Enerjiyi bilinçli olarak doldurmak, onu korumaktan farklı bir şey. Yorgun ama mutlu hissettiğiniz o anları düşünün: iyi geçen bir egzersiz, akıp giden bir sohbet, kendinizi kaybettiğiniz bir hobi. Bunlarda sadece harcamıyorsunuz, aynı zamanda üretiyorsunuz. İşte bunlar sisteme enerji girişi.
Üretirken harcadığınız enerjinin bir kısmını geri aldığınızı fark ettikçe daha çok şey yapmak isteyeceksiniz. Kova hem kapanıyor hem doluyorsa o zaman gerçekten bir yere gidiyorsunuz demektir.
Bu hayata bir kere geliyoruz. Nasıl yaşayacağınız sadece sizin elinizde. Kontrolü elinize almazsanız, hayat sizi istediği tarafa savuruyor. Bu savrulma esnasında ne enerjiniz kalıyor ne de kendinize zaman. Enerjinizin kontrolünü elinize alırsanız hayatınızın kontrolünü de almış olursunuz.
Bu yüzden bir yerden başlamak lazım. Küçük büyük demeden, ayağa kalkıp bir sızıntıya yama yapmak lazım.
Peki siz hangi sızıntıdan başlayacaksınız?
.png)




Yorumlar