Harekete Geçememenin Arkasındaki 5 Zihinsel Kod
- Meryem Alay
- 5 gün önce
- 5 dakikada okunur
Tembel değilsin, zihnindeki kodlar seni durduruyor.

Nasıl oluyor da iş yerinde veya başkalarının işlerinde bütün sorumluluklarını eksiksiz yerine getiriyorsun da söz konusu sana ait sorumluluklar olunca sınıfta kalıyorsun. Belli ki tembel değilsin, iradesiz hiç değilsin. Ama ne hikmetse söz konusu sen olunca bir türlü başlayamıyorsun. Başlasan da devam edemiyorsun.
Bunun sebebi senin karakterindeki eksiklik değil. Zihnin sana bazı oyunlar oynuyor ve sen bunların çoğunun farkında bile değilsin. Zihnimizde olan bazı kodlar bizim harekete geçmemizi engelliyor. Ve bu kodların çoğunu biz koymadık zihnimize ama onlar orada, sessizce çalışıyor.
Bugün sana zihnini ele geçiren bu kodlardan bahsedeceğim. Bunlardan en az birinin sende olduğuna eminim. Ve bunu fark etmek, her şeyi değiştirebilir.
1. Elalem ne der?
Kendi istediklerine başlayamamanın en büyük sebeplerinden biri elalemdir. Çok küçükken bize öğretilmiş “elalem ne der?” kodu yüzünden çoğu hayallerimizi gerçekleştirmekte geri tutuyoruz kendimizi.
İstediğimiz bir kıyafet toplum normlarına uymuyorsa hemen kodumuz devreye girer ve “elalem ne der?” diye hatırlatır kendini. Ya da sosyal medyada görünür olmak istiyorsunuz ama “elalem ne der?” diye düşünüp o çok istediğiniz hesabı açmaktan geri tutuyorsunuz kendinizi. LinkedIn’de işinizle ilgili bile bir şey paylaşmaktan ödümüz kopuyor. Elalemin ağzı torba değil ki büzelim!
Bu kod bazen öyle derinlere işliyor ki yurt dışına taşınıp başka elalemlere karıştığınızda, sizi bir Allah’ın kulu tanımazken bile kodunuz devreye girip yapacaklarınızı engelleyebiliyor.
Bir noktada bunu fark etmek gerek. Bir kez fark ettiğinizde o ses artık aynı gücüyle gelemiyor. Zamanla o konu için bu ses silikleşip kaybolmaya başlar.
“Elalem ne der?” kodu o kadar güçlü bir koddur ki bir konuda rahatlama olsa bir başka konuda hayatınızın ortasında durduğunu fark edeceksiniz. Yaşadıkça, büyüdükçe, kısacası kendinizi tanıdıkça bu elalem perilerini yok ediyorsunuz.
Peki Meryem iyi hoş konuştun da biz bu işi nasıl hallederiz? Bazı konularda çok konuşan kişinin kim olduğuna dikkat ederek işe başlamak gerek. Kim size bunu yapamazsın dedi? O açılmayan sosyal medya hesabınızla kim dalga geçiyor? Hepsi bizim zihnimizde sesler. Bunları susturmayı başarırsak eyleme geçme konusunda çok daha iyi olduğunuzu gözlemlersiniz.
Bütün mesele elalemin olmadığını fark etmekte. Elalem yok! Hepsi senin zihninde…
2. Geç kaldım!
Harekete geçemiyorsun çünkü geç kaldığını düşünüyorsun. Geç kaldığın için harekete geçemiyorsun ve geç kalıyorsun. Bu kısır döngüden sıkılmadın mı?
Sahi geç kalmak ne demek? Kim karar veriyor bir şeyin doğru zamanına? Gene elalem diyeceğim! Tamamen toplum tarafından belirlenmiş kurallara uymadığımız için kendimizi sürekli bir şeylere geç kalmışız sanıyoruz. Hiç başlayamadığımız için de bir süre sonra gerçekten geç kalıyoruz. Kendini gerçekleştiren kehanet tam da bu işte, beklediğin kadar geç kalıyorsun.
Evet söylemeden geçemeyeceğim, geç kalmışlık da zihninizdeki bir koddur. Kodcu abla geldi yine iş başına ama eski bir yazılımcı olduğumu da unutmamak lazım :)
Doğru zaman diye bir şeyi kafanızda siz tanımladınız. O tanımı değiştirirseniz geç kalmışlık duygusu da ortadan kalkar.
Arkadaşlar yıl oldu 2026, teknoloji aldı başını gidiyor. Uzun yaşam hareketini eminim bir çoğunuz duymuşsunuzdur. Artık yaşın bir engel olmadığı dönemlerdeyiz. Yani bir parça daha bu bahanenin arkasında durursanız çok gülünç duruma düşersiniz, elalem ne der sonra!
Artık yaş kavramı gerçekten kendinize bakmakla ilişkilendiriliyor. Pekala 40'ınızdan sonra kendinize bambaşka bir kariyer, bambaşka bir hayat çizebilirsiniz. İnsanlar 70 yaşından sonra 4–5 dil öğrenirken nasıl oluyor da siz daha 30'lu yaşlarınızda İngilizce öğrenmek için geç kalmış oluyorsunuz?
Başlayamamanızın nedeni geç kalmış olmanız değil, bunun arkasına saklanmanızdan kaynaklanıyor. Biraz sert konuştum ama dost acı söyler.
3. Negatif cümleler
Doğduğumuz günden beri bazı cümlelere sistematik olarak maruz kalıyoruz. Bu cümlelerin hepsi bizimle ilgili ve diğer insanlara ait.
Bu kız çok tembel. Gönülsüz. Eli işte gözü oynaşta. Baksana ne kadar beceriksiz. Hantal yürüyor. Matematiğe kafası basmıyor. Çok kötü resim çiziyor. Sesin ne kadar kötü. Ne kadar komik gülüyor. Güzel değil. Zevksiz. Çirkin. Aptal. Ruhsuz. Sevgisiz……
Hepinize bu kötü cümleleri okuttuğum için özür dilerim.
Elbette bunun yanı sıra pozitif şeyler de duyuyoruz. Onlar da bizim ayakta kalmamıza sebep olan, güçlü taraflarımız oluyor. Aslında bütün mesele burada başlıyor. Bilinçaltlarımız nasıl cümlelerle dolu? Hangi cümleleri alıp gerçek gibi hayatımızın akışına yerleştirmişiz.
Çoğu zaman bir işe başlayamamanın sebebi küçükken duyduğumuz o negatif cümleler oluyor. Ailede biri size sürekli beceriksiz derse yeni bir işe başlamakta elbette geri durursunuz. Çünkü beceriksizsiniz ve yine elinize gözünüze bulaştıracaksınız.
Bunun gibi çok fazla cümle duyarak büyüyoruz. Bütün mesele bunları fark edebilmekte. Kimin söylediği önemli değil. Önemli olan o yargıyı fark etmek. Fark edebildiğimiz şeyleri değiştirme gücümüz var.
Ve size bir haberim var: ben bütün inanç kalıplarının ne kadar derinde olursa olsun, kim tarafından kodlanırsa kodlansın değişebileceğine inanıyorum. Hatta bütün kariyerimi bunun üzerine şekillendiriyorum. Daha da ileriye gidiyorum ve diyorum ki: inandığın hayatı yaşarsın. Bir gün bunun bilimsel olarak da ispat edileceğini biliyorum.
Bu o kadar güçlü ki neye inandığınızı fark edip bunun tersiyle değiştirmeniz gerekiyor. Söylemesi kolay ama uygulaması epeyce pratik istiyor. Yapmamız gereken o negatif cümleyi cımbızla çekip yerine pozitif ama kendi içinde tutarlı bir cümleyle bilinçli olarak değiştirmek. Bu yolculuğa başlamak için yapman gereken tek şey o yargıyı fark etmek ve aslında o yargının bir başkasına ait olduğunu kendine hatırlatmak.
4. Aslında istemiyor olabilirsin
Bazen başkasının isteğini kendi isteğimiz sanırız. Ve o sahte isteği gerçekleştiremedikçe kendimizi suçlarız.
Toplumun normlarından biraz bahsetmiştim. Hepimiz için ideal tanımları var. İdeal evlenme yaşı, ideal okullar, ideal vücutlar, ideal istekler… Hiç kafamızı yormasak aslında bizim için en iyileri toplum tarafından karar verilmiş. Ama işte olayın aslı o kadar da basit değil. Nasıl ki her bir insanın parmak izi birbirinden ayrışıyorsa istekleri, idealleri, standartları da birbirinden farklı oluyor. Bu mantıkla toplum normları hükmünü kaybetmiş oluyor.
Toplumun normları istediği kadar geçerliliğini yitirsin, zihnimize işlenmiş tanımları değiştirmedikçe o ideallere ulaşmak için kendimizi zorbalamaya devam ediyoruz. Bu öyle bir fare kapanı ki hiç istemediğimiz ama bunu istemediğimizi hiç fark etmediğimiz şeyler için bir ömür yetersizlik hissi yaşıyoruz.
Evlenme zamanı geldiği için evlenmek isteyen çok fazla kişi var. Oysa henüz evlilik için hiç hazır değil. Yapmak istedikleri var, belki böyle bir sorumluluğun altına girmek istemiyor. Ama istemediğini kendine bile itiraf edemediği için her tanışmada bir problem çıkıyor. Bir süre sonra kendisinde bir problem olduğuna bile inanıyor.
İnsanın istemediği bir şeyi gerçekleştirmesi çok kolay değil. Bir şekilde gönülsüz yapsak bile o iş bir yerden dönüyor. Boşuna yanlış iş Bağdat’tan döner dememişler.
O yüzden bir yerde bir sürtünme, bir direnç varsa orada bir durup düşünmek lazım. Ben bu işi istiyor muyum? İstemediğim işe nasıl odaklanabilirim? Dahası istemek zorunda mıyım?
Bu sorular sizi bir yere götürür, yeter ki cevaplarınızı cesaretle verin.
5. Yeterince hayal kuruyor musun?
Çekim yasası, secret kanunu, tezahür etmenin 7 kuralı, lucky girl syndrome… daha neler neler… Bugünlerin şüphesiz en popüler konuları bunlar.
Malum hepimiz istediklerimizi elde etmek ve daha iyi hayatlar yaşamak istiyoruz. Geldiysek bu dünyaya bari tadını çıkaralım. Herkesin bir köşesinden bilgisi olan konular oldu bunlar. Ben de geri kalacak değildim. Uzun süredir bunun arkasında yatan hikayeyi araştırıyorum.
Ve kendimce bütün bu anlatılanların arkasında yatan şeyin bilinçaltımız olduğuna kanaat getirdim. Bütün bu yazının temelinde de bu inanç bulunmakta. Zihni neye inandırırsan onu yaşıyorsun. Yani inandığını yaşıyorsun.
Bu inanç meselesi sandığımız kadar kolay değil ama enteresan bir şekilde zor da değil. Bulmaca gibi konuşmak istemiyorum, konuyu biraz daha açalım. Sadece inan, bütün hayatın değişecek! Kulağa biraz basit geliyor ama gerçekte olay bu! Olay bu ama biz nasıl inanacağız, işte o kısmı biraz emek, biraz pratik istiyor. Ve bu işin en büyük pratiği hayal kurmak.
Gözünde canlandırdıkça bilinçaltınız bunun gerçekliğine inanmaya başlıyor. Dahası o konu ile ilgili yeni yolları beyninizde oluşturmaya başlıyor. Bilinçaltınızda var ettiğiniz bu yollar günlük hayatta sizin tepkilerinizden, isteklerinizden, kısacası hareketlerinizden sorumlu oluyor.
O yüzden hayal kurmak sadece bir aktivite değil, zihnin yeniden programlanmasının en güçlü aracı. İlk 4 maddede tespit ettiğiniz ne varsa bunları hayal kurarak başka bir boyuta taşıyabilirsiniz.
Bugün sizlere harekete geçememenin arkasında yatan zihinsel kodları anlatmaya çalıştım. Çoğu zaman tembellikle suçladığımız kendimize haksızlık etmiş oluyoruz. Nihayetinde tembellik bile bir inanç meselesi, yani o da değiştirilebilir.
Yani bir şeyleri yapamamak için hiçbir bahanemiz kalmadı artık. Bu kadar şeye rağmen hâlâ harekete geçemiyorsan, o işi istemediğini hatırla ve hayatı kendine zindan etme.
.png)
