Compound Effect: Sıfırdan Büyümenin Zihniyeti
- Meryem Alay
- 30 Nis
- 5 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 2 gün önce
Büyümek için önce oyunda kalmayı öğrenmek lazım.

Bundan yıllar önce henüz 10 yaşlarında bir çocukken, Garanti Banka’sının bir reklamını izlemiştim. Reklamı ilk gördüğüm andan itibaren ekrana kilitlenip kalmıştım.
Reklamda sucu bir çocuk vardı. Sokakta bir bidonda içme suyu satıyordu. Sıcağın altında tek odağı kendi işiydi, sıkılmadan, yorulmadan, pes etmeden ‘soğuk su, soğuk su’ diye bağırıyordu. Her kazancını cebine atıp biriktiriyordu. Sonra kazandığı paralarla bir şemsiye aldı. Sıcaktan bunalan insanlar şemsiyenin altında bir bardak daha soğuk su içiyordu. Daha fazla kazanmaya başlamıştı. Bir süre sonra dört tane tabure aldı, bu sefer aynı anda bir sürü kişi su içmeye geldi ve daha da çok kazanmaya başladı. Ardından soğuk su ve limonata satmaya başladı. Kazancını hep işine yatırdı ve işleri katlanarak büyüdü.
Reklamı izlemek isterseniz.
Yıllar sonra bu sahneyi hatırladığımda, başarılı olduğum işlerin arkasında sucu çocuğun bakış açısının olduğunu fark ettim. Bugün size bu bakış açısını anlatmak istiyorum.
Haydi başlayalım…
Ben her şeye sıfırdan başlamayı severim. Tevekkeli değil ya hayatımda birçok kez sıfırdan başladım. İlginç olan şu ki ben ne zaman bir işe sıfırdan başlasam, o işte daha çok başarılı oluyorum. Sanki oyuna hazır verilmişlerle girdiğimde elimdekileri iyi değerlendiremiyorum da, benim sıfırdan kattıklarımla daha iyi iş çıkarıyorum.
Sıfırdan başladığınızda elinizde en başta sadece hayalleriniz ve umutlarınız oluyor. Hatta o konu ile ilgili bilginiz bile olmayabiliyor. Ama yola devam ederseniz elinizdekiler katlanarak büyür. Kendi hayatımdan onlarca örnek verebilirim.
İlk örnek: YouTube’dan
Youtube’a ilk başladığımda sıfır takipçim vardı. Kameram, mikrofonum, tecrübem, bilgim hiçbir şeyim yoktu. Aklımda sadece çıkıp konuşmak ve derdimi anlatmak vardı.
100 takipçim olsa nasıl olurdu acaba diye düşünmeye başladım. Sonra istemsizce 1000 takipçiyi düşünmeye başladım. Sonra 10.000, sonra 100.000, sonra….
Eski tecrübelerimden de çok iyi bildiğim bir şey vardı: Eğer takipçi sayısına odaklanırsam pes ederim!
Neden mi? Takipçi sayısı benim elimde olan bir şey değildi. Odağım her zaman benim elimde olanda olmalıydı, yani üretimde. Her ne kadar takipçi sayısı direkt benim elimde olmasa da, ortaya çıkaracağım ürün tamamen benim çabamla oluşuyordu.
Oyuna devam edebilmek için odağı doğru yerde tutmak çok önemliydi.
Ben de önceleri ürün sayısına odaklandım. Öyle bir odaklandım ki bir bakmışım 40 video çekmişim. Video çekmeyi, edit yapmayı, thumbnail hazırlamayı, doğru başlık ve hook bulmayı öğrenirken zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Her video bana yeni tecrübeler kazandırdı. Öğrendiklerimi bir sonraki videolarda kullanarak büyüme ivmemi zamanla biraz daha artırdım.
Bir miktar para kazandıktan sonra videolarda kaliteye odaklandım. İlk başlarda bilgisayar kamerasıyla çekim yaparken, sonraları kendime bir kamera ve mikrofon aldım. Sonrasında ışık aldım. Eskisine göre çok daha kaliteli videolar çıkmaya başlamıştı. Bilgimi, tecrübemi, kazancımı işime yatırdım.
Günün sonunda kendi çabalarımla bir kanal oluşturmuştum. Sonunda başarılı oldum mu? Bu sorunun cevabı kişiden kişiye değişir. Ama bildiğim bir şey var: ben kanala devam ettikçe kanal büyüyecek, odağım ne kadar bu işte olursa ben de onu o kadar büyüteceğim.
Sonra kendi işimi kurarken…
Kendimi bildim bileli hep kendi işimi kurmak istedim. Hiç öyle büyük şirketlerde büyük pozisyonlarda gözüm olmadı. Varsa yoksa kendi işimi düşündüm. Belli ki o sucu çocuk, ben daha 10 yaşlarındayken bilinç altıma kendi işimi kurma tohumlarını atmış.
Bir gün bunu yapmaya karar verdim. Kendi işimi kurarken tam olarak sıfırdan başladım. Kariyer koçu olup bunun üzerine bir kariyer inşa etmeye karar verdiğimde maddi açıdan sıfır noktasındaydım. Yani işimi bıraktığım takdirde kazancım sıfır olacaktı ve birikmiş param da yoktu. Halihazırdaki yöneticilik işimi bırakıp hiç bilmediğim denizlere yelken açmak için sabırsızlanıyordum ama bir o kadar da belirsizlik gözümü korkutuyordu. Ama o sıfır noktasından başlama duygusu beni heyecanladırıyordu. Her defasında şunu düşündüm: o sıfır bir gün bir olacak ve biri yapabilen ikiyi de yapabilir.
Bu yola ilk danışanımı bile bulmadan, sadece kısa tanışma görüşmeleriyle çıktım. 30 dakika için 5 pound üzerinden bir hizmetle başladım. İlk 5 poundu kazandım ve bu benim çok ama çok iyi bir başlangıçtı. En son işinde ‘Senior Engineering Manager’ olarak çalışan biri için elbette 5 pound hiçbir şey demek değildi. Ama yeni bir alanda işe başlarken benim için anlamı çok büyüktü. Çünkü ilk gelir kapısını açmıştım.
Her ne kadar kazanç hedeflerim olsa da odağımı başka bir yere çevirmem gerektiğini çok iyi biliyordum. Büyüme odağım hep danışanlarımda oldu. İlkini bulunca odağım diğerinde oldu. Birini bulan diğerini de bulabilirdi. Odağımı hep işime ve kaliteye verdim. Bunu yaparsam, sabırlı olup yola devam edersem başarılı olacağımdan bir an bile şüphe duymadım.
Öyle de oldu! Günün sonunda tam üç senedir kimseye bağlı olmadan kendi şirketim üzerinden paramı kazanıyorum. Başarılı oldum mu? Bu sefer bu tartışmaya kapalı bir konu. Kendim için koyduğum hedefe ulaştım ve bu benim için yeterince büyük bir başarı.
Bunun gibi sayısız örneği hayatımda verebilirim. Spor alışkanlığı edinirken, yatırım hesabımı büyütürken, yeni bir ülkeye taşınırken hepsinde aynı şeye odaklandım. Birini halledersem diğeri gelir. Odağım her zaman elimdekini bir tık büyütmekte oldu.
Compound Effect
Bir yazımın altına gelen yorum sayesinde ‘Compound Effect’ kitabını okudum. Kitabı okuyunca ilk defa bu bakış açısının bir mindset olduğunu farkettim.
Oysa bu bakış açısını zaten yaşayarak keşfetmişim, sadece adını bilmiyordum. Kitap temel olarak şunu söylüyor: Eğer her gün %1 büyüme sağlarsan bir konuda, bir yıl sonunda bu büyüme katlanarak seni bambaşka bir noktaya götürebilir. Buna da birleşik etki (compound effect) deniliyor.
Ama bu bakış açısının çalışma prensibini iyi anlamazsak, beklenen büyümenin olması çok zor. Her gün bir öncekinden %1 daha iyi olmak pratikte pek mümkün değildir. Ama şöyle de bir gerçek var, bir konu üzerinde her gün düzenli çalışma yaparsanız o konuda gelişiyorsunuz. Bu gelişmeyi görmek en başlarda uzun zaman alıyor. Ama işe devam ettikçe bilgi ve tecrübe katlanarak büyüyor. Bir noktadan sonra kazanç katlanarak artıyor.
Devam etmenin gücü
Yani odak noktamız devam etmekte olmalı. Devam edenin kaybetme lüksü kalmıyor. Çünkü pes ettiğimiz noktada aslında olayı bitirmiş oluyoruz. Eğer bırakmazsak o işin devamı geliyor. Hatta uzun vadede katlanarak birleşik etki oluşuyor.
Benim pes etmememi, oyunda kalmamı sağlayan 4 şey oldu bugüne kadar.
1. Sürecin içerisinde kendime hedefler belirlerken her zaman zihnimin kabul edeceği bir hedef seçtim. Her defasında biri alan ikiyi de alır dedim. Bu sürece olan inancımı korumam sebep oldu. Her birini aldığımda da kendime olan inancım arttı.
2. Her ne kadar her zaman kazanç hedefim olsa da ben her zaman üretime odaklandım. Çünkü kazancın üretimin bir sonucu olduğunu biliyorum. Kazanç dolaylı yolla benim elimdeyken, üretim direkt benim elimdedir. Elimdekine odaklanmak da beni daha üretken yaptı.
3. Yolda bir şeyler üretirken bir yandan da yeni şeyler öğreniyorum. Bu öğrenme isteğimi de beslediği için süreçten iki kat besleniyorum. Bir taşla bir kaç kuş vurmak oyunda kalmam için itici güç oldu.
4. Genel yapım itibariyle her şeye zaten oyun gibi bakarım. Bütün süreçte bir oyun oynadığımı hep düşünürüm. Oyun gibi bakmamın arkasında aslında eğlenme isteğim yatar. Eğlenemediğim şeyde devam etmem çok kolay değil. O yüzden iş ne kadar sıkıcı olursa olsun o işten eğlenmenin bir yolunu ararım.
Sucu çocuk reklamındaki bakış açısı beni tetikleyerek belki de bütün hayatımı etkiledi. İşini sevmek, ona sahip çıkmak, kazandığını işine yatırmak; bunlar benim büyüme stratejimin temelini oluşturdu. Yıllar sonra bu reklamı hatırlamam da bana tam bir hediye oldu.
Bu bakış açısını her yere uygulamak mümkün. Neyi başarmak istediğinizi seçin, sürece odaklanın ve eğlenin, küçük hedeflere ulaştıkça başarı zamanla katlanarak büyüyecek.
.png)




Yorumlar