top of page
Defterler

Subscribe to Newsletter
Practical productivity tips, valuable life advice, and top industry insights—delivered straight to your inbox every week with our newsletter!

Bu Dünyadan Güzel Bir Jan Geçti

Jan’in bahçesi
Jan’in bahçesi

Çok güzel bir hafta sonu geçirdik. Tam bir yaz havası vardı. Güneş tepede, pırıl pırıl bir gökyüzü… Havanın güzelliği yetmezmiş gibi bir de arkamızdaki parkta “Fun Fair” (parklara geçici kurdukları küçük lunaparklar) vardı.


Hem cumartesi hem pazar günü parktaydık. Doyasıya eğlendik, dondurmalar yendi, çocuklar bir sürü şeye bindi, hatta hep birlikte bindik. Pazar akşamı eve dönmemize yakın Debbie’den bir telefon geldi. Debbie, yan komşumuz Jan’in bakıcısı. Jan’in yorgunluktan halinin olmadığını, onu arabadan içeri almakta zorlandıklarını ve yardıma ihtiyaçları olduğunu söyledi. Savaş koşarak yanlarına gitti ve kısa süre sonra döndü. Jan çok yorulduğu için yürümekte zorlanmış. Bir süre daha parkta kaldıktan sonra eve yürümeye başladık. Parktan çıkıp bizim sokağın köşesini döndüğümüzde, evin çevresinde üç ambulans gördük. Savaş’la göz göze geldik, içimizden “acaba?” diye geçirdik.


Adımlarımı hızlandırdım. Ambulans tam Jan’in evinin önünde değildi ve bir umutla başkasına geldiğine kendimi inandırmaya çalıştım. Derken Debbie’nin yalın ayak evden çıktığını gördüm. Yanımızda çocuklar olduğu için, hiç konuşmadan, sadece gözleriyle “maalesef” dediğini anladım. O an ne diyeceğimi bilemedim. Sadece bakıyordum. Debbie “birine sarılmaya ihtiyacım var” dedi ve dakikalarca birbirimize sarılarak ağladık. Çocuklar gözlerini dikmiş, ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.


Savaş çocukları alıp eve geçti, ben Debbie ile dışarıda kaldım. Bir süre sonra bir sağlık çalışanı geldi; yaptıkları müdahale sonrasında kalbini tekrar çalıştırabildiklerini söylediler. O an ne hissedeceğimi bilemedim. Pozitife çok çabuk geçebilen biri olmama rağmen geçemedim. Jan’in aramızdan ayrıldığını anlamıştım. Hemen ambülansla hastaneye götürdüler. 


Bir saat sonra damadı geldi ve Jan’i kaybettiğimizi haber verdi. O haber vermeden önce ben zaten onunla vedalaşmıştım. Canım Jan’e hoşça kal demiştim. Kapıda öylece kalakaldım. Damadı ağladı, ben ağladım. Bir süre öylece baktık birbirimize…


Gece boyunca uyur uyanık bir haldeydim. Ali çok öksürdüğü için sürekli kalktım; her kalktığımda olayı yeniden hatırladım. Her hatırladığımda boğazımda bir düğüm oluştu. Jan’in artık yan komşum olmayışını her idrak ettiğimde içim bir kez daha cız etti. Bana yan taraftan “Miryeeem” diye bir daha seslenemeyecek oluşunu düşündükçe ağladım. Sonra, o güzel bahçesine kim bakacak diye düşündüm. Öksüz kalan bütün ağaçları, çiçekleri için ağladım. Ali’nin gidip “I love you Jan” diyemeyecek oluşuna üzüldüm. Jan’in dönüp “I love you too, darling” diyemeyecek oluşuna üzüldüm. Zeynep’in, Ali’yi örgütleyip bahçeden kopardıkları çiçekleri Jan’e bir daha veremeyecek oluşlarına oturup bir daha ağladım. Bana her gelişinde getirdiği çiçekleri bir daha getiremeyecek oluşuna ağladım. Çocukların doğum günlerini bir daha kutlayamayacak oluşuna üzüldüm.


Akşamları ışığının yanıyor oluşunun benim için ne demek olduğunu çok iyi biliyordum. O ışığı her açık gördüğümde içimden ona dua ederdim. Onun orada oluşu bana güç veriyordu. Dün gece o ışık hiç yanmadı, çamaşırları dışarıda asılı kaldı, mutfağının kapısı hiç açılmadı…


Geçen sene eşi Jim’i kaybetmiştik. Jan çok uzun süre kendine gelememişti. Bir gün bana “insanın hayat arkadaşını kaybetmesi çok zor” demişti. Yavaş yavaş toparlanıyordu, yeni hayatına alışıyor gibiydi; ama bence Jim’den sonra eskisi gibi olmadı. Jim son günlerinde çok kötüleşmişti. Bütün çocukları, torunları onu bir an olsun yalnız bırakmadı. Zor günler geçirdiler.


O pazar akşamı,Savaş yardım edip eve geçtikten çok kısa bir süre sonra Jan fenalaşmış. Çok geçmeden kalbi durmuş. Evinde, kendi koltuğunda, hiç kimseye yük olmadan, elden ayaktan düşmeden gitti. Tıpkı kendisi gibi naif ve kibar bir şekilde göçüp gitti bu dünyadan.


Sabah torununu gördüm kapıda; dışarıdan eve bakıyordu, pencereden bir şeyler görmeye çalışıyordu. Bir süre birlikte ağladıktan sonra “dün hep beraberdik, birlikte yemek yedik, çok mutluydu” dedi. İçimden, Jan’in tam da böyle bir günde gitmek istediği geçti. Ailesiyle, sevdikleriyle son bir akşam yemeği yedikten sonra… Tam onun sevdiği gibi sıcak ve güneşli bir günün sonunda, akşam serinliğinde, kimseye yük olmadan gitmek…


Ben her gidenin arkasından üzülürüm; ama üzülmemin sebebi hep “keşke biraz daha yaşasaydı, şunu da görseydi” diye dertlenmektir. Anneannemi iki sene önce kaybettim. O gidince de sarsıldım. Sanki çocukluğumdan, köklerimden bir şeyi kaybetmiş gibiydim. Anneannem son senelerini yatalak geçirmiş olmasına rağmen onun için de üzülmüştüm. Keşke biraz daha yaşasaydı da sevdiği şeyleri daha çok yapsaydı diye ağladım.


Jan gidince ise onun için hiç üzülmedim. O gitmek istedi, biliyorum. Genç yaşta kaybettiği evladının, çok sevdiği hayat arkadaşı Jim’in yanına gitmek istedi. Jan ile Jim hep şöyle derlerdi: “Biz çok güzel bir ömür yaşadık, gitme vakti gelince gitmek gerekir.” Bu cümle beni hep etkilemiştir. Demek ki hayatı dolu dolu yaşayınca, insan gitmeyi de olgunlukla karşılıyor.


Oysa babam, dedem, anneannem gidince onların yaşayamadığı hayatlara üzülmüştüm. Her aklıma düştüklerinde keşkelerle dolu cümleler geçer içimden. Ama Jan gidince ona üzülmedim. Bize üzüldüm, geriye kalan insanlara üzüldüm. Onun o sınırsız sevgisinden mahrum kalacak olanlara üzüldüm.


Jan’i her zaman sürdüğü rujuyla, renkli kıyafetleriyle, muhteşem takılarıyla hatırlayacağım. Doğayı, toprağı, çiçekleri sahiplenişini ben devralacağım. Herkese dağıtabildiği o sevgisini ömrüm boyunca içimde taşıyacağım. Bu dört yılda bana, aileme, çocuklarıma yaşattığı her güzellik için minnet doluyum. Ne kadar şanslıyım ki bu güzel kadınla dört yıl komşuluk yaptım.


Bu yazıyı yazıyorum, çünkü elimden bir tek bu geliyor. İstiyorum ki bu güzel kadını siz de biraz tanıyın. Bilin ki bu dünyadan güzel bir Jan geçti.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page