top of page
Defterler

Subscribe to Newsletter
Practical productivity tips, valuable life advice, and top industry insights—delivered straight to your inbox every week with our newsletter!

Ömrünüzü Çürüten 6 İş Yeri Senaryosu

Bazen Tek Çözüm Ayrılmaktır.



18 yıllık kariyer hayatımı düşündüğümde mesleğimi çok sevdiğimi söyleyebilirim. Bu açıdan kendimi şanslı bir azınlık olarak görüyorum. Her ne kadar mesleğimi seviyor olsam da kariyerim boyunca çeşitli sebeplerden dolayı bazı iş yerlerinden ayrılmak zorunda kaldım.


Son üç yıldır kelimenin tam manasıyla hayalimdeki işleri yapıyorum. Üstelik kendi şirketimde! En sevdiğim işlerimden biri şüphesiz kariyer koçluğu yapmak. Benim gibi çalışmayı, kariyer hayatını bu kadar çok seven biri için onun koçluğunu yapmak elbette paha biçilemez bir mutluluk.


Son 3 yıldır resmi olarak kariyer koçluğu yaptığım için de sayısını tam olarak bilemeyeceğim kişinin kariyerine dokunma fırsatı buldum. Hem kendi kariyer yolculuğumdan hem de danışanlarımın kariyerlerinden öğrendiğim kadarıyla şunu net olarak söyleyebilirim: sevmediğiniz bir işte çalışmak, bir nevi ömür çürütmektir.

Sevmediğiniz bir işte çalışmak sadece kariyerinizi olumsuz etkilemez, bütün yaşamınızı olumsuz etkiler.

Bu deneyimi videoya da döktüm, izlemek isteyenler için


Nasıl mı?

Her gece ertesi gün olacakları düşünmekten bazen uykuya dalmakta güçlük çekersiniz.


Her sabah yataktan çıkmak için kendinize dil dökmek zorunda kalırsınız.


Normal bir çalışan pazartesi sendromunu pazartesi sabahları yaşarken siz daha cuma gününden hissedersiniz.


Cumaları sizin için ‘happy friday’ değildir.


Saatleri hatta dakikaları sayarak günleri bitirmeye çalışırsınız.


Eğer sorun çalıştığınız insanlarla alakalıysa, kendinizi korumak için sürekli tetikte beklemek zorundasınızdır.


Akşam olsun diye eve gitmek için can atan siz, eve gidince yerinizden kımıldayacak enerjiyi bulamazsınız.


Enerjiniz olmayınca kendi kişisel gelişiminize ve özel hayatınıza yeterince zaman ayırmazsınız.


Zaman ayıramadığınız için ayrıca bir suçluluk hissi duyarsınız. (Mirkelam şarkısı gibi: sonra üzülsem, üzüldüğümü üzülsem!)


Bir süre sonra mutsuz olduğunuzu bile fark etmezsiniz. Çünkü mutsuzluk artık olağan haliniz olmuştur. Sabah kalktığınızda o ağırlık, akşam eve döndüğünüzde o boşluk, bunların hepsini normal saymaya başlarsınız.


Sadece mutsuzlukla da sınırlı kalsa yine iyi, bir müddet sonra bazen psikolojik bazen fizyolojik sağlık sorunları yaşarsınız.

Kısacası sevmediğiniz bir işte çalışmak bir nevi ömür çürütmektir.

İnsan işini neden sevmez…

Bazen işin kendisine, bazen çalıştığınız kişilere, bazen de çalışma koşullarına bir türlü ayak uyduramayız. Ayak uyduramadan devam etmeye çalışmak, işkencenin kurumsal veriyonudur.


Hadi gelin bu nedenleri mercek altına alalım!


İşten Değil, Yöneticiden Kaçıyorsunuz

Daha kariyerimin ilk zamanlarıydı ve oldukça hevesliydim. Ben ne kadar hevesliysem, hevesimi baltalamak konusunda en az benim kadar hevesli biriyle çalışmak zorunda kaldım. Bir takım lideri vardı, resmen bize hayatı dar ediyordu. Yaptığımız işi de beğenmiyordu, bizi de rahat bırakmıyordu. Eğer hiçbir şey bulamazsa yoldan geçerken durduk yere sataşıyordu. Resmen diken üzerinde duruyorduk. Ekipteki arkadaşlarla diyalogumuzun iyi olması bile durumu kurtarmıyordu. Ekip lideri alenen baskı uyguluyordu ve biz buna hiçbir şey yapamıyorduk. Eve gittiğimde hatta bazen daha gitmeden yolda ağladığım günleri çok iyi hatırlıyorum. Maalesef o dönemi bana zehir etmişti.


Bu kadar zor biriyle bir daha çalışmasam da, kariyerimin ilerleyen dönemlerinde bir kaç defa daha zor yöneticilerle çalışmak zorunda kaldım. Bu şirketlerin hepsinden ayrılmamdaki en temel sebep kötü yöneticiler oldu.


Kariyer koçu olarak danışanlarımdan en çok dinlediğim konu, yöneticileriyle yaşadıkları sorunlar oluyor. Birçok yönetici kötü bir insan olduğu için değil ama yöneticilik yapmayı tam bilmediği için altında çalışanlara doğru şekilde yaklaşamıyor.


Her yönetici probleminde işten ayrılmak zorunda değiliz. Doğru iletişimle bazen yöneticimizi yönetebiliyoruz. Fakat bazı yöneticiler çizgiyi aşma konusunda çok hadsiz davranabiliyorlar. Bir yerden sonra haklarınızı arasanız dahi enerjinizi böyle biri için harcamak çok mantıklı gelmiyor. Eğer çalıştığımız kurumda ekip değiştirme şansınız yoksa o iş yerinden ayrılmak bu senaryo için en ideal çözüm olabilir.


Ekip Arkadaşınız Size Şirketi Dar Ediyorsa

Bazen ekipten bir arkadaşınızla yıldızınız bir türlü barışmaz. Bazen de bu iş bir yıldız barışması meselesinin çok üstüne çıkar. Bu kişi sizi bilinçli olarak yıldırmaya çalışır. Sizi hiç farkında olmadığınız bir yarış içine sokmaya çalışır. Toplantılarda sözünüzü keser, size verilmiş bir işi üzerine almaya kalkar, bunlar yetmezmiş gibi işinizde sürekli eksik bulmaya çalışır. Bir bakmışsınız siz de bu anlamsız yarışın içine girmişsiniz. Bütün bunların neticesinde işinizden soğumaya başlarsınız. Sabahları işe gitmek tam bir işkence haline gelir. Daha gergin ve sinirli biri olmaya başlarsınız.


Maalesef böyle insanları iş hayatında sıklıkla görüyoruz. Bir danışanım ekip arkadaşıyla çok ciddi sorunlar yaşamaya başlamıştı. Karşı taraf bütün yaşanılanları kişisel algılama boyutuna getirdi. Araya yöneticiler girdi, mevzu biraz daha büyüseydi HR bile araya girmek üzereydi. Danışanımın sağlık sorunları baş göstermeye başladı. Her ne kadar doğru iletişim her kapıyı açıyor olsa bile burada bire bir görüşmeler de fayda vermedi. Bir noktada resmen o kişi danışanıma şirketi dar etti.


Bu durumda çözümü bulmak da maalesef zaman zaman imkansız. Ama yapılacak bir kaç şey yok değil. İşe ilk davranışlarınızı değiştirmekle başlayın. Ciddi bir tavırla sınırlarınızı belirlerseniz birçok kişi kolay kolay sınır ihlali yapamaz. Asıl çözüm ise şu: o kişiyi görmezden gelmek! Kolay olmadığını biliyorum ama görmezden gelmek o kişiyi bir süre sonra yok eder. Sinirinizi bozmak için yaptıkları hareketleri görmezden gelirseniz bir müddet sonra sizinle o yarışı yapmaktan zevk almayacağı için kendine yeni bir kurban arayışı içerisine girecektir.


Bütün bunlara rağmen zorbalayıcı tavrı devam ederse artık bir üst merciye şikayet etmelisiniz. Biliyorum birçok yönetici maalesef bu tarz bir mesele karşısında yetersiz kalıyor. Ama yine de yöneticinize bu konuyu üst tarafa iletmekten çekinmeyin. Hiçbir şey yapmayacak olsa bile bu konudan haberdar olması sizi ileride olabilecek problemler karşısında haklı çıkarabilir.


Bütün bunlara rağmen yine bazen tek çözüm o iş yerini terk etmek olabiliyor. Sürekli diken üzerinde olmak, hiç istemediğiniz bir yarış içinde olmak, onu görmezden gelemeye çalışmak bile bir noktadan sonra katlanılmaz bir hal alabilir. Böyle bir ortamda her geçen gün sadece enerjinizi değil, kendinize olan saygınızı da tüketir. O iş yerinden ayrılmak bir yenilgi değil, kendinize verdiğiniz en doğru karardır.


Yanlış Kültürde Doğru İnsan Olmak

Bazen çalıştığınız şirkette somut bir sorun yaşamazsınız. Yöneticiniz ortalama biridir, ekiptekiler kendi halinde insanlardır. Ama garip bir uyumsuzluk hissedersiniz. Sanki herkes mutludur ama siz o ortamda sırıtırsınız.


Bu bazen değer çatışması olarak karşınıza çıkabilir. Yani şirketin değerleriyle sizin değerleriniz örtüşmüyor olabilir. Örnek verecek olursam, agresif bir şirkette bir ürünü rakip firmadan önce çıkmak çok önemlidir. Oysa sizin bakış açınıza göre bu kaliteden ödün vermek demektir. Bazı şirketler için önce çık, sonra düzelt mantığı bir strateji değil, bir kültürdür. Kaliteyi ürünün aldığı tepkiye göre iyileştirir. Eğer sizin için kalite öncelikli bir konuysa bu konuda yaşanılan bakış açısı farkı bir süre sonra size batmaya başlar.


Şirket içinde çok fazla bir sosyalleşme vardır ve bu sizi rahatsız edebilir. Bazı şirketler öyle insanları bir araya getirmeyi başarır ki sürekli beraber öğlen yemeklerine çıkılır, bu da yetmezmiş gibi akşam iş çıkışı da beraber bir şeyler yaparlar. Sizin iş arkadaşlarınızla aranızda bir sınır çizme isteğiniz böyle bir ortamda çok sırıtabilir. Kendinizi o ortama ait hissetmemeye başlarsınız.


Bu tarz kültürel farklılıklar bir noktadan sonra o şirkette nefes alamamanıza neden olur. Uyumsuzluğu düzeltemezsiniz çünkü ortada düzeltilecek somut bir şey yoktur. O kültür size göre değildir. Bunu kabul etmek de bir cesaret ister.


Emeğinizin Karşılığını Alamıyorsanız

Hadi gelin biraz açık konuşalım. Hangimiz para için çalışmıyoruz? Hele bir başkasının şirketinde saatimizi satarak çalışıyorsak, işimizi ne kadar seversek sevelim, çalışmamızın en temel nedeni para kazanmak.


Bazen işe ilk girdiğinizden itibaren o beklediğiniz maaşı alamazsınız. Bazen de yıllar geçtikçe maaşınız piyasaya göre değer kaybeder. Maaşınız beklentinizin altına düştükçe çalışmak için gerekli hevesi bulamayabilirsiniz. Hele bir de sağdan soldan başkalarının maaşlarını duydukça kendinizi sömürülüyor gibi hissetmeye başlarsınız.


Bundan yıllar önce henüz kariyer hayatında toy bir yazılımcıyken, bir iş yerimde tam bu durumu yaşamıştım. İşe başlayalı çok olmamıştı fakat benimle çok yakın bir dönemde aynı pozisyonda başlamış birinin benden hatrı sayılır bir miktarda yüksek maaş aldığını öğrendim. Toyluğumun verdiği duyguyla bu durum beni çok rahatsız etmişti. Günlük yaptığımız iş aynıydı ama nasıl oluyordu da aramızda bu kadar fark vardı?


Aslında bu durum gayet kabul edilebilir. Ama henüz yolun başında biri olarak bu durumu çok fazla kabul edemedim. Aslında tamamen benimle ilgili bir sorundu. İşe girerken istediğim ücreti vermişlerdi. Büyük ihtimalle diğer arkadaşa da istediği maaşı vermişlerdi. Hayat bana çok güzel bir ders vermişti: ne kadar istersen sana o kadar verirler, kendi değerini bil ve ona göre hareket et. Bu konu ile ilgili yıllar önce yazdığım bir yazıma göz atabilirsiniz.


O dönemki takım lideriyle durumu konuşmuştum ama pek oralı olmamıştı. Hiç vakit kaybetmeden iş aramaya başladım. Beklentilerimi yukarı çektim ve daha önce istediğim maaştan daha fazlasını talep ettim. Sonuç inanılmazdı. Beklentimin üzerinde bir maaşla, yıllarca çalıştığım bir yerde işe girmiştim. İstemenin gücünü o yıllarda yavaş yavaş öğreniyordum.


Danışanlarımın deneyimlerinde benzer bir şeyi görüyorum. Bazen her şey iyi olsa da maddi beklentiler karşılanmayınca o işte devam etme hevesimiz kalmıyor. Bazen bütün kapıları tıklatmanıza rağmen bu talebiniz görmezden geliniyorsa size başka bir yol bırakmamış oluyorlar.


Kariyer Yolunuz Tıkanıyorsa

Eğer başkasının şirketinde çalışıyorsanız ve belirli bir süre kariyer hayatında tecrübeniz varsa, bir yerden sonra yükselmek istersiniz. Özellikle beyaz yakalı dünyasında bu isteği çok anlaşılır buluyorum. Bazı şirketlerin kariyer yolu çok net ve şeffaf olsa da birçok şirket maalesef aynı netlik ve şeffaflıkta değil.


İşe başlarsınız ve aradan yıllar geçer, istedikleri şartları yerine getirmenize rağmen terfi olma konusunda bir sürtünme ile karşılaşabilirsiniz. Yan ekipteki arkadaşınızın terfisini duyarsınız, başka arkadaşlarınızın terfileri LinkedIn’de önünüze düşmeye başlar. Ama bir türlü sizin terfiniz gerçekleşmez.


Eğer iyi bir yöneticiniz varsa durumun aslını size anlatması gerekir. Neden terfi olamıyorsunuz? Bir eksiğiniz varsa zaten yöneticinizin bunu size çoktan dile getirmesini bekleriz. Ama bu durum zaten az yaşanılan bir senaryodur. Çoğu zaman sizden çok memnunlardır ve kimse size terfi olamayacağınızı söylemez. Hep bir erteleme, zaman kazanma durumu içinde buluyorsanız kendinizi, bir süreden sonra o iş yeri size batmaya başlar. Her yolu denemenize rağmen size verilen sözler tutulmuyorsa orada çok fazla vakit kaybetmemek gerekir.


Neden? Çünkü bu tutum şirketinizin ve yöneticinizin şeffaf olmadığını gösterir. Yani sadece kariyer yolunuzun tıkanmasıyla sınırlı kalmaz. Şeffaflık konusunda ileride başka konularda da sorun yaşayabileceğinizin önemli bir göstergesidir.


İşin Kendisinden Sıkılmak

İşe girene kadar bütün şirketler iş görüşmelerinde kendilerinin en güzel yüzünü gösterir.

Tıpkı iş arayan bizler gibi!

İşleri projeleri sorduğunuzda öyle bir anlatırlar ki sanırsınız NASA’da iş fırsatı bulmuşsunuz. Fakat işe girdikten sonra bazen o söylenilen işlerin yerinde yeller esiyordur.


Londra’da ikinci kez iş arama sürecine girmiştim. İş arama konusunda o kadar uzamanlaşmıştım ki neredeyse girdiğim görüşmelerin birçoğunu bir şekilde alıyordum. O dönem aynı anda üç şirketten iş teklifi aldım (Vallahi yaşandı bu. Tabi o zaman AI vs daha yok. Şartlar bambaşkaydı.). O üç şirketin içinden seçim yapmak da çok zorlanmıştım. Şirketlerin büyüklüklerine göre önce birini eledim. Daha sonra iki şirketin içinden, görüşmelerde işlerle ilgili anlatılanlara göre karar verdim. Kabul ettiğim işi öyle bir anlattılar ki gerçekten kabul etmek için heyecanlamıştım. İşe girdim bir ay iki ay geçti, söyledikleri hiçbir şeyi yapmıyorduk. Herkesle konuşuyorum şöyle bir proje varmış hangi ekip yapıyor diye soruyorum, bana bambaşka şeyler anlatıyorlar. Çalıştığım şirket öyle bir şirketti ki dünyanın en eski ve büyük şirketlerinden biri, maaşım bir önceki işimin nerdeyse iki katı, şirketin olanakları vs her şey harika… Ama gelin görün ki doğru düzgün iş yapmıyoruz. O iş yerinde kalmak için o kadar mücadele ettim ki size anlatamam.


Bu şartları bırakıp gitmek için deli olmak lazımdı!

Deli değildim ama dayanacak gücüm kalmamıştı çünkü çok sıkıcı bir işti. Tahmin edeceğiniz üzere bir süre sonra katlanamadım ve bambaşka bir işe geçtim. Kariyerimin dönüm noktalarından biri olan bir işti. Her işte bir hayır vardır dedikleri bu olsa gerek!


Çok benzer bir hikaye eşimin başına gelmişti. Görüşmelerde işle ilgili bir sürü bir şey anlatmışlar. Görüşme esnasında unit test ile alakalı detaylı sorular sormuşlardı. Eşim de herhalde temiz kod yazmaya önem veren bir şirket diye düşünüp girmişti şirkete. Bir süre geçtikten sonra kodların hiçbirinde test olmadığını fark etmişti. Bir süre sonra anlatılan işler hiç gelmedi. Dahası ondan sadece unit test yazmasını istemişlerdi. Anlayacağınız bütün işi unit test yazmak olmuştu. Düşünsenize tek işi test yazmak. Aman Allah’ım katlanılmaz. O da zaten bir süre sonra kaçtı.


Yani uzun lafın kısası işin kendisi size cazip gelmiyorsa ve sizin bunu değiştirme şansınız yoksa bir noktadan sonra orada devam ettirmeye çalışmak sadece sizi tüketen bir durum haline geliyor.


Çalışma Koşullarınız Sizi Tüketiyorsa

Yani öyle şirketler var ki bu yüzyılda köle çalıştırmak istiyor. Ne akşamınıza, ne haftasonunuza saygı duymuyor. Sürekli erişilebilir olmanız bekleniyor. Özel hayat-iş yaşam dengesinden bir haber, dahası bunu bir de marifet sanıyorlar.


Çalışanının özel hayatına saygı duymayan bir iş yerinde çalışmak ne kadar mantıklı?


Bir danışanım tam olarak bu şekilde soluksuz çalışıyordu. Herkes o kadar kanıksamış ki durumu sesini çıkaracak olsa doğrudan sorun çıkaran biri olarak yaftalanıyordu. Öte yandan durumu konuşabileceği hiç kimse yoktu. Yöneticisi de aynı durumdan muzdaripti ve yapabileceği hiçbir şey yok diyordu. Şirketin çalışma koşullarını tek başınıza değiştiremeyeceğiniz için bu durumda da yeni iş bulmaktan başka çare kalmıyor.


Böyle bir yerde çalışmanın tek sorunu çok çalışmak değildir. Maalesef özel hayatınızdan da zaman verdiğiniz için iş değiştirmek için gerekli çalışmayı yapmaya zaman bulamazsınız. İş değiştirmek isteyip zaman bulamadığınız için hiç harekete geçememek. İşte en kötü senaryo tam da budur.


Bir yerden başlamak gerek…

Sevmediğiniz bir iş yerinde çalışmak ve bunu devam ettirmek için mücadele etmek bir nevi ömür çürütmektir diye yazının başında söylemiştim. Bu zamanda iş değişikliğinin kolay olmadığının farkındayım.


Ama işe birazcık farklı bir yönüyle bakmaktan yanayım.


Ne zaman böyle bir durumda kalsanız, o çalıştığınız yer artık size dar gelmeye başlamıştır. Ve çoğu zaman bu uyumsuzluk, sizin için bir kapanış değil, bir başlangıçtır.


Yazıda da anlattığım gibi kariyerim boyunca birkaç defa böyle zor durumda kaldım ve hepsinde geçtiğim yeni iş kariyerimin dönüm noktaları oldu. Bize gönderilen sinyalleri yok saymayalım. Bir yerde bir uyumsuzluk varsa ve bunu düzeltemiyorsak harekete geçme zamanı gelmiştir.


Ayrılmak korkutucu. Biliyorum. Ama ömrünün çürümesine sessizce izin vermek daha korkutucu. İlk adım büyük olmak zorunda değil. CV’ni güncelle. LinkedIn’ini aç. Bir kariyer koçuyla konuş. Ya da belki senin için doğru adım, kendi işine giden yolda küçük bir tohum ekmektir; bir proje başlat, bir beceri öğren, bir fikri denemeye başla. Sadece harekete geç. Gerisinin kendiliğinden geleceğini göreceksin.

Bu satırlarda size dokunan bir yer olduysa, beğenin, paylaşın ya da yorumda bırakın. Takipte kalın, her hafta yeni bir yazı yayınlıyorum.


 
 
 

Yorumlar


bottom of page