top of page
Defterler

Subscribe to Newsletter
Practical productivity tips, valuable life advice, and top industry insights—delivered straight to your inbox every week with our newsletter!

30 Yıl Diyet Yaptım, Kimse Bana Bu Gerçeği Söylemedi


Kilo vermek basit bir kalori hesabıdır. Efendim kilo vermek en nihayetinde bir denge meselesidir. Aldığın kalori harcadığın kaloriden azsa kilo verirsin.


Bu cümleleri eminim bir çoğunuz birçok kez duymuşsunuzdur!


Belki bir grup insan için bu söylenenler geçerliliğini koruyordur. Ama hiç de azımsanmayacak bir grup insan için bu yukarıdaki cümlelerin hiçbir geçerliliği yok. Dahası bu cümleleri duydukça kendilerine olan güvenleri daha da kaybettikleri için bir süre sonra iradesiz olduklarını düşünmeye başlıyorlar.


Bugün size matematiğin, fiziğin hatta astrofiziğin bilmediği bir şey anlatacağım. Kilo vermek aslında basit bir matematik hesabından çok daha fazlasıdır. Kimsenin bize sesli söylemediği, duysak bile etkisinin bu kadar önemli olduğu şeyi herkes yok sayıyor. Ben bugün size bu gerçeği olduğu gibi anlatacağım.


YouTube’dan izlemek isterseniz:


Biraz ben…

Yeme içme, kilo vermek, kalori hesabı, spor yapmak… Bütün bu konularda pek iyi bir geçmişim yok. Hikayenin temeli taa çocukluğuma dayanıyor. Mevzumuz benim geçmiş travmalarım olmadığı için burayı hızlı geçeceğim. Ama diyet ve kilo meselesinin toplum tarafından sürekli olarak ana konu olmasını sağlayan bir çevreden geliyorum. Hatta size bir cümle söyleyeceğim, benim gibi olanlar beni bir çırpıda anlayacaklar. Uzun yıllar boyunca hayatım ikiye ayrılıyordu, diyette olduğum günler ve diyette olmadığım günler….


Dünyanın en sıkıcı şeylerinden biridir bu! Kendimi bildim bileli diyet yapan biriyim. Zaten diyetin içine doğdum desem yeridir. Ailemde, arkadaş çevremde, akrabalarım arasında hep bir kilo mevzusu olurdu.


Kilo almışsın. Kilo vermişsin. Bu kıyafet sana yakışmamış. Yüzün şişmiş, ödem mi o! Ay onu yersen kilo alırsın. Biraz spor yapsan aslında kilo verirsin. Kilo versen aslında çok güzel olacaksın.


Aaaaaaaa diye çığlık atmalık bir geçmişten bahsediyorum.


Ben de toplumdaki rolüme uygun davranıp hep belirli kilo aralıklarında kalmaya çalıştım. Bazen başarılı oldum, bazen yanından bile geçemedim. Dedim ya diyette olduğum günler ve olmadığım günler hesabı…


Diyetler konusunda gerçekten o kadar gereksiz çok şey öğrendim ki aslında hiç birini bilmeyi istemezdim. Sağolsun fizyolojik durumum da kilo alma zeminini hep bana hazırladı. Bağırsaklarım bir dönem sorunluydu, en ufak bir yeme değişikliğinde kendini kilitlerdi. Sonra ciddi bir ödem sorunum oldu, resmen su içince bile şişiyordum. Sonra lipödem diye bir şeyin varlığını öğrendim. Tabii fizyolojik durumum mu bunlara sebep oldu, yoksa psikolojik durumum mu fizyolojimi bozdu burası hala gizemini koruyor.


Hamilelik Sonrası Aydınlanma Dönemi

Evet 30 yıldır bu işle uğraşıyorum desem abartmamış olurum. Efendim ben bu kadar mücadele ettim fakat hamilelik döneminden sonra bana bir aydınlanma geldi. Hayatımın en kilolu dönemi olan hamilelik sonrası o dönemden bahsediyorum.


Kendi kendime bir daha diyet yapmayacağıma dair bir söz verdim. Çünkü çok kilo almıştım ve diyet yapmayı aklımdan geçirdiğimde bile midem bulanıyordu. Bakın çok ciddiyim, fizyolojik olarak mide bulantısı yaşıyordum. Öte yandan kilo almıştım ve östrojen artmasından dolayı lipödem denilen şey de vücudumda çok ciddi değişikliklere sebep olmuştu: ağrılar, bacak bölgesinde şekil değişikliği, morluklar… Bu lipödem olayını tesadüfen Ali’ye hamileyken, yani çok geç öğrendim. Mevzumuz bu da olmadığı için bu konuyu şimdilik geçiyorum.


Hamilelik sonrasında verdiğim diyet yapmama kararı benim için çok büyük bir dönüm noktası oldu. Bir anda hayatımın merkezine sağlıklı olma fikrini koydum. Ne olursa olsun kendimin arkasında durmaya karar verdim. Bana “ay çok kilo almışsın” diyecek olan biri olursa da ağzının payını vermeye hazırdım. Sadece sağlığıma odaklandım. Hamilelik öncesi başladığım ağırlık antrenmanlarıyla bu işe başlamaya karar verdim. Uzun bir süre, 1,5 yıl kadar, spor ve sadece sağlıklı beslenmeyle maksimum 6 kilo falan verdim. Gerçekten diyet yapmadım. Aklımda sadece yemekle duygusal açlık arasındaki ilişkiyi ortadan kaldırmak vardı. Görece başarılı da oldum. Hamilelik öncesi diyet yaptığım dönemlerde oluşan yeme atağım neredeyse kalkmıştı. Çünkü artık diyette olduğum veya olmadığım bir dönem kalmamıştı hayatımda.


Fakat 20 kilo civarında kilo almıştım ve bu kadar yavaş ilerlemek canımı sıkıyordu. Yani aylarca aynı kiloda kalıyordum. Ya da biraz alıp verme şeklinde devam ediyordum. Aslında diyet olmadan yaşamak beni çok mutlu etmişti ama kilo vermemin çok az olması da keyfimi kaçırıyordu.


Anlayacağınız aşırı sağlıklı beslenme düzenim iyiydi ama beni sonuca götürmüyordu. Ben de sistemimin yeterince iyi olmadığını fark ettim. Her zaman olduğu gibi eğer daha iyi bir sistem kurabilirsem sonuca ulaşabileceğimi düşündüm.


Birkaç şeye odaklanmaya çalıştım:

  1. Spor yapacağım ve bedenimi güçlendirmeyi merkeze alacağım. Buna ek olarak hareketi artıracağım.

  2. Asla diyet yapmayacağım. Bana iyi gelen şeyler ile besleneceğim. Ama öğün sayısına dikkat edeceğim.

  3. Kalori hesabı yapmayacağım ama kontrolü de elden bırakmayacağım.

  4. Her zaman olduğu gibi bana iyi gelenin peşinden gideceğim.


Beslenme Düzeni

İlk denediğim yeme içme düzenimi değiştirmek oldu. Önce öğün sayımı kısıtladım. Sabah ve öğlen olmak üzere temel iki öğün beslenmeye karar verdim. Bir bakıma aralıklı oruç yapıyordum. Beni bir miktar zorlasa da akşam yemek yememek bana iyi geldi. Bu şekilde ciddi bir rahatlamam olsa da istediğim kilo kaybı yine de gerçekleşmedi.


Bu sefer öğün sayımı kontrol altına alsam da öğün içinde yediklerimin de önemli olduğunu fark ettim. Bazen yiyecek bir şey bulamadığım için sağlıksız seçimler yapabiliyordum. Bunu kontrol edebilmek için TBK diye bir sistem kurdum ve bu sistem sayesinde ne yesem derdine son verdim. Günde iki öğün beslenerek yeme içmemi bir sisteme oturtmaya çalıştım. Açıkçası uzun bir süre sisteme devam ettim, birkaç kilo verdikten sonra yine aynı şey oldu: kilo vermem durdu. Kalori veya öğün kısıtı yaptıkça sanki daha fazla ödem sonucu kilo alıyordum.


Yemek kısıtlaması yaparak daha fazla kalori açığı yaratamazdım, çünkü bunu yıllarca denemiş biri olarak sonucun ne olacağını çok iyi biliyordum. Yine bir kıtlık bilinci döngüsüne girmek istemediğim için bakış açımı değiştirdim.


Harekete Odaklandım

Bu sefer kilo vermek basit bir matematik hesabıdır diye kendimi gaza getirdim. Eğer yeme içmelerden çıkardığım kalori eksiği yetmiyorsa demek sporda bir problemim var diye düşündüm. Aslında bu konuda da haksız değildim. Ağırlık antrenmanı kaslarım için mükemmeldi. Fakat günlük gerekli kalori açığı için yeterli değildi. Ben de çok evde vakit geçirdiğim için hareketsiz kaldığımı düşündüm.


Bu sefer kendimi gaza getirmek için 15 bin adım atma challenge’ı denemeye başladım. 15 bin adım sayısına ulaşmak gerçekten benim için zorlayıcıydı. Sonunda bu konuda bir sistem kurdum. Kendimi ve hayat şartlarımı zorladım ve artık günlük 15 bin adım hedefine ulaşabiliyordum. Bir süre üst üste hedefi tutturunca artık bu işi çözdüğümü düşündüm. 10 gün üst üste adım sayımı 15 binin üzerine çıkardıktan sonra bir tartı sonuçlarına bakayım dedim. Gözlerime inanamadım, 1,5 kilo almıştım. O gün resmen yıkıldım.


O kadar şeyi denedim ama bu işin üstesinden gelemedim. İçinizden “bir diyetisyene falan gitseydin” dediğinizi duyar gibiyim. Merak etmeyin, yeterince diyetisyen tecrübem var; işler yolunda gitmediğinde bazı diyetisyenlerle de görüştüm ama bana bilmediğim hiçbir şey söylemediler. Zaten bu işi normal hayat akışımda halletmeye kararlıydım.


Eureka Anı

Elbette yılmadım ve bütün yaptıklarımı gözden geçirdim. Daha önce de fark ettiğim ama tam adını koyamadığım o şeyin ne olduğunu anladım! Benim diyet, kilo verme mevzularına alerjim vardı. Ama bu konu sandığımdan da daha farklı bir noktaymış. Ben ne zaman kilo vermek için bir şey yapmaya kalksam vücudum kıtlık moduna geçiyordu ve kilo vermemek için beynim resmen elinden geleni yapıyordu. Bir noktada pes edip bütün sistemi bozmakla sonuçlanıyordu.

Asıl mevzunun bedenimi strese soktuğumu ve bu stres sonucu yükselen kortizol hormonunun beni parmağında oynattığını anladım!!!

Kortizol yükseldiğinde vücut bunu bir tehdit anı gibi algılıyor. Kan şekerini dengelemek için daha fazla insülin salgılanıyor, zamanla bu da insülin direncine yol açabiliyor, yani vücut yağ depolamaya daha meyilli hale geliyor. Üstüne bir de kortizol özellikle karın bölgesinde yağ depolamayı teşvik ediyor ve su tutulumunu artırıyor. Yani ben ne kadar kendimi zorluyorsam, bedenim o kadar “tehlikedeyiz” sinyali alıyor ve tam da kurtulmaya çalıştığım şeyi daha sıkı tutmaya başlıyordu.


Evet doğru duydunuz, ben ne zaman beslenme veya spor için bir şeye başlarsam bedenim buna aşırı tepki veriyordu. Bu bazen bağırsaklarımın çalışmasını durdurarak oluyordu. Bazen çok ciddi bir ödem sorunu yaşayarak elimden ayağıma bütün vücudumun şişmesiyle sonuçlanıyordu. Her defasında beni pes ettiriyordu çünkü beynim beni kıtlığa karşı koruyordu. Garibim, hep aç kalacağımı, bir daha yemeğe ulaşamayacağımı düşünüyordu.


Yine yeniden bir sistem kurdum!

Bu sefer küllerimden yeniden doğdum ve tabii ki başka bir sistem kurdum.

  • Öğün sayısını azaltmak yerine çoğalttım.

  • Sabah aç kalmayı zinhar yasakladım.

  • Aralıklı oruç vs hepsini çöpe attım.

  • Yüksek efor sarf edecek spor aktivitelerini bıraktım.

  • Adım sayımı çok yavaş artırdım.

  • Her gün düzenli çikolata yedim.

  • Bir kalorinin altında kalmamak için bir yemek düzeni hazırladım.

  • Her gün 2 lt su ve maden suyu içmeye özen gösterdim.

  • Protein ve yağ alımına dikkat ettim.

  • Olası bir metabolik eksikliğe karşı düzenli vitamin takviyeleri aldım.


İlk bir hafta glikojen depolarının boşalmasından dolayı biraz kilo verdim. Sonraki hafta hemen durdu. Vücudum hemen bu değişikliğe tepki verdi ama ona yeni sistemle güvende olduğunu anlatmayı hedefledim. Kendime söz vermiştim, en azından 4 hafta aralıksız bu kurallara uyacaktım. İkinci haftadan sonra biraz kilo vermeye başladım. Sonra yine verdim. Derken bir mucize oldu ve ben ömrümde ilk defa 7 hafta gibi bir sürede 7 kilo verdim.


Belki bir çoğunuz için bu çok basit bir şey ama başta da söylediğim gibi benim dünyamda hızlı kilo vermek diye bir şey yoktu. Bunu sadece benim gibi olanlar anlayabilir.

Bu süreçte gerçekten çok iyi gözlem yaptım. Mesela su miktarını hızlı artırdığımda yine ödem oluştu. Yani gerçekten de su bile içsem ödem yapıyordu. Biraz fazla adım sayısı arttığımda yine tartıda artış oluyordu. Akşam öğünümü atlamak asla iyi gelmiyordu. Vücudumda gerekli kalori açığını çıkarmam gerekiyordu ama aynı zamanda ona her şeyin yolunda olduğunu, asla aç bırakmayacağımı anlatmam lazımdı.

Beynimin bir noktasında kıtlık korkusu vardı ve bilinçaltı yine her zamanki gibi görevini başarıyla yerine getiriyordu. Olası bir kıtlık durumu için bedenim yağlarımı sarıp sarmalıyordu.

Bu arada bazı şeyleri daha net fark ettim: aylık regl dönemlerinde kesinlikle vücudum ciddi bir tepki gösteriyordu ve kilo vermeyi bırakıyordu. Hatta ödem sonucu kilo artışı oluyordu.

Maalesef bu dönem içerisinde üzücü bir olay yaşadım. Benim keyfim olmayınca yemeden bir miktar kesilmeme rağmen yine kilomda bir artış oldu. Bu da bana üzüntü, stres ile bedenimin nasıl etkilendiğini net bir şekilde yeniden gösterdi.


Stresi Yönetmen Lazım

Henüz vermek istediğim bütün kilomu vermiş değilim. Hatta bu içeriği bir miktar kilo verdikten sonra hazırlamak istiyordum. Ama birkaç danışanımda da benzer pozitif bir etki görünce belki birilerine şifa olur diye hemen yazmak istedim. Günlük yeme içme düzenimin nasıl olduğunu ileride anlatacağım.


Kilo vermek başta sandığım gibi bir matematik hesabı değilmiş. Eğer sizde de benim gibi kronik kilo vermeme sorunu yaşıyorsanız, bedeninizi korkutmuş olabilirsiniz. Strese girmeden, kortizolü tavan yaptırmadan, minik minik ama kararlı bir sistemle hedefinize ulaşacağınızdan hiç kuşkum yok.


 
 
 

Yorumlar


bottom of page